1. GİRİŞ

Bu çalışma, kentsel dönüşüm uygulamalarında ortaya çıkabilecek hukuki sorunları ve bu sorunların sonucu olarak idari yargı mercilerinde görülecek olan kentsel dönüşüm kapsamındaki iptal davalarının aşamalarını ve izlenecek yolları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.

Kentsel dönüşüm; yapılaşma sürecinde imar planı bulunmayan ya da imar planlarına aykırı yapılmış yerlerin, imar planlama faaliyetlerinin temel amaçlarına uygun hale getirilmesi için iyileştirilmesi ve eskiyen, bozulan kent dokusunun yenilenmesinin toplu adıdır.[1] Tanımdan da çıkarılacağı gibi kentsel dönüşümün amacı kent dediğimiz yerleri daha yaşanılabilir kılmak, estetik bir görünüme kavuşturmak, insan eliyle üretilmiş yapıların arasında sağlıklı ve sosyal bir yaşam alanı sunmaya çalışmaktır. İdareler, kentsel dönüşümün, hizmet ettiği bu amaçlar doğrultusunda hareket etmekte ve kararlar almaktadır. Yine kentsel dönüşüm, uygulanacağı bölgelerde kenti yeniden ele alarak düzenli, sağlıklı ve estetik bir duruma getirebilmek için yıkımı, yeniden yapımı, canlandırılması veya yeniden yapılandırılması için proje üretilmesi ve uygulama yapılmasıdır.[2]Kentsel dönüşüm projeleri ve uygulamaları, dönüşüme konu olan alanlarda yaşayan kişilerin hak ve özgürlükleri üzerinde olumsuz etkiler, kısıtlamalar yaratacaktır. Başta mülkiyet hakkı olmak üzere, yerleşme hakkı, konut hakkı gibi benzeri haklar bu durumdan etkilenecektir.

Kentsel dönüşüm kavramını kısaca açıkladıktan sonra, bu uygulamaların olumsuz sonuçlarına karşı gidilecek yargı yollarından bahsetmek gerekecek.

Kentsel dönüşüm ve 31 Mayıs 2012’de yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanları Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, riskli alan, riskli yapı ve rezerv yapı alanı gibi yeni kavramları ortaya çıkarmış ve bu tespitler idari yargılama konusu olmuştur. 6306 sayılı kanuna göre Riskli alan; zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık ve İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alanı ifade etmektedir. Bir yerleşim alanını riskli alan olarak belirlenebilmesi için o alanın can ve mal kaybı riski taşıması gerekir. Riskli alan belirlenmesine ilişkin uygulamalar 6306 sayılı Kanunda açık olarak düzenlenmiş, ilan edilme sürecinde yetkili idareler tanımlanmıştır. Riskli yapı; yine aynı kanunda tanımlandığı üzere, riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmi ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı ifade etmektedir. Rezerv yapı alanı ise; 6306 sayılı Kanun uyarınca yapılacak olan uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenen alanları ifade etmektedir. Rezerv yapı alanları yeni yapılaşma alanı ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak, alternatif yapılaşma alanlarının belirlenmesini öngörmektedir.

Yukarıda bahsedilen uygulamalar bir idari işlem niteliğinde olup, bu idari işlemlere karşı idari yargı yolu açıktır. 6306 sayılı Kanunda belirtildiği üzere, yine aynı kanun uyarınca tesis edilen işlemlere karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında iptal davası açılabilecektir (Madde 6, fıkra 9). Yine aynı maddede, kentsel dönüşümün söz konusu olduğu davalarda yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği de düzenlenmiş idi. Ancak Anayasa Mahkemesinin 27.02.2014 tarihli kararı[3] sonucu, İdare Mahkemelerinde kentsel dönüşüme ilişkin idari kararların iptali için açılan davalarda, mahkeme eğer idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararların doğması durumu varsa ve işlem açıkça hukuka aykırı görünüyorsa, gerekirse davalı idarenin savunmasını bile almadan dava açıldığında yürütmenin durdurulması kararı verebilmektedir. Yürütmeyi durdurma kararının verilebilmesine ilişkin koşullar ve istisnası, 1982 Anayasasının 125. Maddesinde ve İYUK madde 27’de düzenlenmiş bulunmaktadır. Aşağıda, bir idari dava türü olan, riskli yapı ve riskli alan kararına karşı açılabilecek iptal davalarını inceleyeceğiz.

  1. RİSKLİ YAPILARDA İPTAL DAVALARI
  2. A) Riskli Yapı Kararının İptali

Riskli yapılarda iptal davalarından bahsetmeden önce iptal davalarına genel olarak değinmek gerekecek. Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin her türlü işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Bir idari dava türü olan iptal davası, idare mahkemelerinde, sadece yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırılık durumlarında söz konusu idari işlemin iptalini istemek için açılabilir. Davanın açılacağı mahkeme, idare mahkemesidir. İptal davasının açılabilmesi için bir menfaat ihlalinden bahsetmek gerekeceği gibi iptal edilmesi istenen işlemin kesinlik kazanması ve diğer idari başvuru yollarının tüketilmesi gerekmektedir. İptal davasının açılabilmesi belli bir süreye tabidir. Dava açma süresinin kaçırılmış olması durumunda, dava işin esasına girmeden reddedilecektir. İptal davaları, kanunda ayrı süre bildirilmemişse, Danıştay ve İdare Mahkemelerinden yazılı bildirim veya tebliğin yapıldığı günü takip eden günden itibaren 60 gün içinde açılmalıdır. Kentsel dönüşüm mevzuatı olarak da bilinen 6306 sayılı Kanun bu genel dava açma süresini kısaltmış, afet riski amaçlı kentsel dönüşüm ile ilgili kararlar için 6. maddenin dokuzuncu fıkrasında özel olarak 30 günlük dava aça süresi belirlemiştir.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 2. maddesinde riskli yapıyı; “riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapı” olarak tanımlamıştır. Tanımdan üç çeşit riskli yapı tipi ortaya çıkmaktadır.

  • Ekonomik ömrünü tamamlamış olan yapı.
  • Yıkılma riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapı.
  • Ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapı.[4]

Kanun 3. maddesinde riskli yapı tespit yetkisinden bahsetmiştir. İlgili madde gereğince riskli yapıların tespiti bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde masrafları kendilerine ait olmak üzere, öncelikle yapı malikleri ve kanuni temsilcileri tarafından, Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır. Ve sonuç Bakanlığa veya idareye bildirilir. Bakanlık riskli yapıların tespitini süre vererek maliklerden veya kanuni temsilcilerinden isteyebilir. Verilen süre içerisinde yaptırılmadığı takdirde, tespit bakanlıkça veya idarece yapılır ya da yaptırılır. Bakanlık isterse risk tespitini süre vererek idareden de isteyebilir. Bakanlık risk tespitini bizzat kendisi de yapabilir.

Riskli yapı tespit edildikten sonra bu durum ayni hak ve şahsi hak sahiplerine bir ‘risk tespit raporu’ ile bildirilir. Risk tespit raporu hak sahiplerine tebliğ edildiğinden itibaren 15 gün içinde bu rapora itiraz etme hakları vardır. Bu itiraz, riskli yapının bulunduğu yerdeki müdürlüğe bir dilekçeyle yapılır. Eğer verilen süre içerisinde itiraz edilmezse risk tespit raporu kesinleşir ve İdare, hak sahiplerine, 60 günden az olmamak üzere riskli yapının yıktırılması için bir süre verir. Risk tespitine itiraz edilmiş ve yapılan itiraz reddedilirse riskli yapı yine tespiti kesinleşmiş olur ve ilgili Müdürlük gerekli tebligatların yapılmasını ve riskli yapının yıktırılmasını idareden ister.[5] Riskli yapı tespitinin kesinleşmesi veya yıkım kararının tebliği ile birlikte bu idari işlemler için 30 günlük idari iptal davası açma süresi başlar.

İlgililer, idari dava açmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan da, idari dava açma süresi içinde isteyebilir. Bu durumda idari dava açma süresi duracaktır. Üst makama başvuru yapılmasını takip eden 60 gün içerisinde talebe cevap gelmezse talep reddedilmiş sayılacaktır. İtiraz reddedilmiş ve 60 günlük süre içerisinde idare tepkisiz kalırsa (zımnen reddederse) dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.

Üst makama başvuru yolu veya itiraz zorunlu değildir. Hak sahipleri, itiraz yolunu kullanmayıp, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ un 6. Maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, risk tespitinin hak sahiplerine tebliğinden veya öğrenilmesinden itibaren 30 gün içerisinde 2577 sayılı İYUK madde 7 uyarınca bir iptal davası da açabileceklerdir. Açılan bu davada Anayasa Mahkemesinin kararı sonrası artık yürütmenin durdurulması kararı verilebilmektedir. Ek olarak, idari yargıda görevli yargıçların hak sahiplerinin mağdur olmaması için hızlı bir biçimde yargılama yaparak, idari işlem hukuka aykırı ise oyalanmadan iptal kararı vererek mağduriyetleri engelleyeceğine de inanıyoruz. İptal davasının sonucunda risk tespit raporunun veya yıkım kararının iptali kararı çıkar ise bu durum ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir.

İYUK uyarınca, risk tespit raporlarına karşı açılacak iptal davasının açılacağı görevli ve yetkili mahkeme, riskli yapının bulunduğu yetki alanına tabi olan il idare mahkemesi olacaktır.[6]

  1. B) Diğer İdari Kararların İptali

Riskli yapıların tespitinde malikler ön plandadır. Öncelikle maliklerin bu yöndeki talepleri süreci başlatmaktadır. Risk tespiti, Bakanlık tarafından lisans verilmek suretiyle yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlarca yapılmaktadır. Malikler tarafından risk tespiti analizi yapılmaması durumunda Bakanlık, malikler ya da kanuni temsilcilerinden risk tespitlerinin yapılmasını isteyebilmektedir. Buna rağmen risk tespitinin yapılmaması durumunda risk tespitleri Bakanlık ya da ilgili idareler tarafından yapılabilir ya da yaptırılabilir.

6306 sayılı Kanunun 6. Maddesi uyarınca ‘Üzerindeki bina yıkılmış olan arsanın maliklerine yapılan tebligatı takip eden otuz gün içinde en az üçte iki çoğunluk ile anlaşma sağlanamaması hâlinde, gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar için Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından acele kamulaştırma yoluna da gidilebilir. …’. Yani taşınmazları arsa haline gelen malikler eğer taşınmazın yeniden dönüştürülmesi hakkında üçte iki çoğunlukta karar alamazlarsa veya taşınmazı yeniden dönüştürmek istemezlerse idare bu taşınmaz hakkında acele kamulaştırma kararı alabilir.

Kamulaştırma kararı da bir idari işlemdir. Bu idari işleme karşı da idari yargıda iptal davası açmak mümkün olacaktır.

Kamulaştırma kararları çoğunlukla taşınmazın bulunduğu bölgeye uygulanacak olan imar planlarına bağlı olarak yapıldığı için kamulaştırma kararına karşı idari yargıda açılacak olan iptal davası ile birlikte imar planının iptali içinde idari yargıda iptal davası açılabilir. Çünkü imar planları kamulaştırma kararlarının dayanağıdır. İmar planlarının iptali için kamulaştırma kararının iptali ile birlikte otuz (30) gün içinde iptal davası açılabilir.

İdarenin kamulaştırmasına karşı açılacak olan iptal davasında Kamulaştırma Kanunu’ nda dava süresi yönünden 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanları Dönüştürülmesi Hakkında Kanunu’ndan bir farkı yoktur. Kamulaştırma Kanununun 14. Maddesi uyarınca, gerekli tebligatların yapılmasından, tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçecek gazete ilanından itibaren 30 gün içerisinde iptal davası açılabilecektir.

Riskli yapılar konusunda yıkım kararlarına karşı açılanların yanısıra açılacak iptal davalarına başka bir örnek de Bakanlık İl Müdürlüklerince yapılacak 1/3 azınlık hak sahiplerinin dairelerinin satışı kararlarıdır. İl Müdürlüğü 2/3 çoğunlukla anlaşarak riskli yapının yeniden yapımı hakkında karar alanlara muhalif olan 1/3 azınlık pay içindeki daire sahiplerinin dairelerinin satılması için çeşitli idari kararlar vermektedir. Muhalif kalan daire sahiplerinin paylarına satışına yönelik idari kararlara karşı da tebliğinden itibaren 30 gün içinde idari yargıda iptal davaları açılabilmektedir.

III. RİSKLİ ALANLARDA İPTAL DAVALARI

  1. A) Riskli Alan Kararının İptali

6306 sayılı Kanuna göre riskli alan; ‘zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alan’dır. Bir yerleşim alanının riskli olup olmadığının belirlenmesinde can ve mal kaybı riski belirleyici olacaktır.

Riskli alan kararını nihai olarak Bakanlar Kurulu kararlaştırır ve Resmi Gazetede ilan edilir. Bakanlar Kurulunun aldığı riskli alan kararı bir idari işlemdir ve bu kararlara karşı iptal davası açılabilecektir. Danıştay Kanunun 24. maddesi gereğince, açılacak iptal davası Bakanlar Kurulu’nun aldığı bir karara karşı açılacağı için Danıştay’da açılması gereklidir.

Danıştay’da genel olarak dava açma süresi 60 gündür. Ancak bu iptal davası 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un kapsamında olduğu için dava açma süresi 30 gündür. Dava açma süresi riskli alan kararının Resmi Gazetede ilanı ile başlar. İlgililer riskli alan kararına dayanılarak Belediyeler tarafından yapılan idari işlemlere karşılık da yine, tebliğinden itibaren dava açarken, süresi geçmiş bile olsa riskli alan kararını yeniden dava konusu yapabilecektir.

  1. B) Diğer İdari Kararları İptali

Riskli alanda yapılacak olan projeler hakkında Belediye, İl Özel İdaresi veya Bakanlığın yapmış olduğu diğer idari işlemlere karşı da iptal davası açılabilecektir. Hak sahipleri kamulaştırma kararlarına ve yıkım kararlarına karşı da iptal davası açabileceklerdir. İptal davasını açma süresi ilan tarihinden itibaren 30 gündür.

  1. REZERV YAPI ALANI HAKKINDA İPTAL DAVALARI

Mevcut riskli yapıların başta deprem olmak üzere afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi, İdare açısından 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu ile birlikte bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu zorunluluk doğrultusunda gereken tedbirlerin alınmasına yönelik olarak, İdarenin elinde var olan seçeneklerden biri de, yeni rezerv yapı alanları tespit edilerek deprem bakımından risk taşıyan bölgeler de oturan bir kısım halkın buralara yerleştirilmesi ve eski oturulan bölgelerdeki can ve mal güvenliği üzerine oluşan risklerin bertaraf edilmesidir.[7]

6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 4. Maddesine göre; rezerv yapı alanı Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenir. Rezerv yapı alanlarında; riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli rezerv konut ve işyerleri oluşturulmaktadır.

Rezerv yapı alanı kararı genel düzenleyici işlemdir. Bu karara karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları Danıştay’da görülür. Çünkü Danıştay Kanunu madde 24 fıkra 1, c bendine göre Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemler hakkında Danıştay görevlidir.

Rezerv yapı alanlarında kamu makamları ve ilgili idareler tarafından; ilgili bağımsız bölümlerin hak sahiplerine tahsisi, satışı ve devrine yönelik birçok idari işlem yapılmaktadır. Bu işlemlere karşı da taşınmazın bulunduğu idare mahkemesinde iptal davaları açılabilir. 6306 sayılı Kanunun 6. maddesine göre rezerv yapı alanı kararlarına ve bu alanlarda idari makamlarca alınan dağıtım, tahsis ve yerleştirme kararlarına karşı iptal davası açma süresi otuz (30) gündür. Bu otuz günlük dava açma süresi ise rezerv yapı alanı kararının ilanı veya ilgililer hakkında yapılan birel işlemlerin tebliği ile başlayacaktır. Rezerv yapı alanı kararına karşı menfaati ihlal edilen herkes dava açabilir. Bu durumda menfaati ihlal edilmiş olabilecek kişi/kişiler rezerv yapı alanı ilan edilen bölgede ikamet eden veya taşınmazı bulunanlardır.

  1. USUL KURALLARI

Kentsel dönüşüm uygulamaları için idareye oldukça geniş takdir yetkisi tanınmıştır. İdarenin bu kapsamda birçok idari işlem tesis etmesi ve idari eylemlerde bulunması, pek çok idari uyuşmazlıkları beraberinde getirecektir. Bu kapsamda usul kurallarının öneminden de bahsetmek gerekecektir.

Kentsel dönüşüm uygulamalarında kamu kuruluşları tarafından yapılan işlemler hakkındaki davalar idari yargının görev alanına girmektedir. Diğer bir ifadeyle Danıştay ve vergi mahkemelerinin görevine girmeyen her kentsel dönüşüm uygulamasının idare mahkemelerinin görev alanına girdiğini söylemek daha doğru olacaktır. Örneğin; riskli yapı tespiti, rezerv yapı alanı tespiti, riskli yapıların yıktırılması gibi konular idare mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Bunun yanında Bakanlar Kurulunun almış olduğu riskli alan kararları ve kamulaştırma kararlarına karşı da Danıştay’da dava açılabilecektir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 32. maddesi uyarınca genel yetkili mahkeme, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Ancak idari yargı bakımından özel yetki kuralları mevcut olup, genel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırabilmektedir. Konumuzla ilintili olarak İYUK’un 34. maddesi taşınmazlara özgü bir özel yetki kuralı olması nedeniyle önem taşımaktadır. İYUK m. 34/1 uyarınca imar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkeme taşımaz malların bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Bir idari işlemin iptal davasına konu olabilmesi için işlemin “idari işlem” olması, “kesinlik”[8] kazanmış olması ve de idari başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir.[9] İptal davaları bakımından, kentsel dönüşüm alanının belirlenmesine yönelik verilen karar veya kentsel dönüşüm uygulamaları nedeniyle menfaati ihlal edilen kişiler –uygulamanın yapıldığı yerde ikamet eden malik, kiracı, ayni hak sahibi kişiler- dava açabilmelidirler. Menfaati ihlal edilen kişiler dava ehliyetine haiz olacaklardır.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 6 maddesini 9 fıkrasında bu Kanun uyarınca tesis edilecek idari işlemlere karşı dava açma süresi 30 gün olarak belirtilmiştir. Burada hızlandırılmış dava açma süresinin sebebi afet riski altındaki bir yaşam alanının akıbetinin ivedilikle çözülmesiyle yaşam hakkının öneminden kaynaklanmaktadır.

Dava açma süresinin başlamasına da değinecek olursak, İYUK m. 8 gereğince süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamaktadır. 6306 sayılı Kanunun 6. maddesinin 10. fıkrası uyarınca tebliğe ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiştir.

İptal davası kabul edildikten sonra verilebilecek iki çeşit karar vardır; yürütmeyi durdurma kararı ve iptal kararı. İptal kararı verilmesi durumunda idari işlemin iptali sağlanacaktır. İdareler mahkemelerin iptal ettiği kararın yerine kanunu dolanmak suretiyle başka bir karar alamayacaktır. İptal kararı verildiğinde idari işlem ortadan kalkar ve etkileri geriye dönük olarak görülür. Yani idari işlem uygulanmadan önce durum hangi halde idiyse o hale getirilir. 6306 sayılı Kanun kapsamındaki idari işlemlere karşı idare mahkemelerinde açılan iptal davaları için yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceği yönündeki hükmün Anayasa mahkemesinin 27.02.2014 tarihli kararı ile iptal edilmesinden sonra, mahkemelerin hak kaybının önlenmesi açısından daha davanın başında, hızlı bir biçimde yürütmenin durdurulması kararı vermeleri yolu açılmıştır.

  1. SONUÇ

Kentsel dönüşüm kapsamında uygulanacak idari işlemlere karşı açılacak olan iptal davalarının ivedilikle sonuca bağlanması gerekliliği kaçınılmazdır. Bunun yanında hak sahiplerine dava açma süresi olarak verilen sürenin 30 gün olması da dava açma süresinin kaçırılması tehlikesi oluşturmaktadır.

Kentsel dönüşümün ülkemiz için bir zorunluluk olduğunu tartışılmazdır. Zira deprem bölgesinde olmamız sebebiyle insanların sağlıklı yapılarda yaşamalarını sağlamak, çarpık kentleşmeyi önlemek, estetik ve düzenli bir kent yaşamı sunmak, sosyal donatılarla yaşam kalitesini yükseltmek idarenin birinci görevlerindendir. Yaşam kalitesini en üst seviyede tutmaya çalışan kentsel dönüşüm uygulamaları yapılırken; idarenin hukuka aykırı uygulamalarına maruz kalan vatandaşların haklarının en üst düzeyde korunması, hızlı bir yargılama ile hukuk dışı idari kararların ve uygulamaların iptal edilmesi de Hukuk Devletinin gereğidir.

[1] Gürsel ÖNGÖREN, N. İlker ÇOLAK, Kentsel Dönüşüm Hukuku, İstanbul, Öngören Hukuk Yayınları, 2013, s.17

[2] ÖNGÖREN, ÇOLAK, Kentsel Dönüşüm Hukuku, s.17

[3] Anayasa Mahkemesi, 27.02.2014 tarih ve 2012/87 E. Ve 2017/5 (yd) K.

[4] ÖNGÖREN, ÇOLAK, Kentsel Dönüşüm Hukuku, s.140

[5] Bahsedilen idare; 6306 sayılı kanunda belirtilen, Belediye ve mücavir alan sınırları içindeki belediyeler, bu sınırlar dışında il özel idareleri, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi halinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleriyle TOKİ’dir.

[6] ÖNGÖREN, ÇOLAK, Kentsel Dönüşüm Hukuku, s.208

[7] ÖNGÖREN, ÇOLAK, Kentsel Dönüşüm Hukuku, s.79

[8] Gözübüyük, Tan, a.g.e., s.328, dn. 177; “Danıştay’ın bir kararında belirttiği gibi; bir idari işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu sayılabilmesi hukuk düzeninde varlık kazanabilmesi için gerekli prosedürün son aşamasını geçirmiş bulunmasına, başka bir idari makamın onayına ihtiyaç göstermeksizin hukuk düzeninde değişiklikler meydana getirebilmesine, başka bir anlatımla idare edenlerin hukukunu şu ya da bu yönde etkileyebilmesine bağlıdır.”

[9] Gözübüyük, Tan, a.g.e., s.281